15 Şubat 2017 Çarşamba

HAYATIMI SADELEŞTİRİYORUM.

Merhaba, 

Hayatımı sadeleştiriyorum yada son zamanlardaki popüler kelimelerle ifade edecek olursam; minimalist bir yaşam tarzına geçiş yapıyorum.



Öncelikle neymiş bu minimalizm ve minimalist yaşam? Biraz bahsedeyim. 

Tam olarak Türkçe ifade etmek istersek Sadecilik kelimesini kullanmalıyız. Vikipedi'ye göre; "Minimalizm, modern sanat ve müzikte, kökeni 1960'lara giden, sadelik ve nesnelliği ön plana çıkaran bir akımdır. ABC sanatıminimal sanat gibi tabirlerle de anılır."

Tabiki yukarıdaki çok genel bir tanım. emreçetinblog da ise daha detaya inilmiş; "Kıyafetlerimizden düşüncelerimize, çalıştığımız projelerden günlük düzenimize kadar bir çok alanda sadecilik kavramını yani minimalizmi yakalayabiliriz. Minimalizm (bundan sonra Türkçe karşılığı yaklaşık olarak sadecilik olan kelimeyi kullacağım), sadecilik, nedir? Nasıl bir şey? Hayatımızda nasıl kullanırız? Örneklerle açıklamak istiyorum.
Öncelikle “sade” ile “basit” kelimelerini karıştırmamak gerekiyor. Basit, kullanımı ve içeriği özelliksiz olandır. Sade ise, özellikleri üzerinde düşünülüp, yalınlaştırılmış yani fazlalıklarından(!) atılmış olandır.
Karışık geldiyse şu örnek çözebilir; sadecilik kavramında görünüş, aslında bir değerdir. Yani bir işlevi yoksa, özellik görünüşe eklenmemelidir. Her şey işe yarar, her şeyin bir nedeni vardır. Sadeliği sağlayabilmek için üzerinde ve ayrıntılarda düşünmek gerekir."
Böylece az çok "Hayatımı sadeleştiriyorum" cümlesini içi dolmaya başladı sanırım. Minimalist bir yaşam tarzı benimsemek daha sağlıklı bir vücut, zihin ve yaşam alanı anlamına gelir. Bu yaşam tarzını benimseyen insanlar için ihtiyaç duymadıkları şeylerden kurtulmak, bir zihin boşaltma terapisi gibidir.

Gelelim ben bunu neden yapıyorum sorusunun yanıtına. Yaklaşık olarak 2 yıldır dolaplarım ve içindeki eşyalar bana çok gereksiz görünmeye başladılar. Evimin gereksiz büyük olduğu gerçeğiyle yüzleşmem de birlikte yaşadığım eşimin kardeşleri ve dayımın oğlu gibi hane halkının yavaş yavaş yuvadan uçması ile gerçekleşti. Tüm bunların üzerine de eşimle İngiltere'ye yerleşme kararı aldık ve vize süreçleri vs derken benim valizlerimi alıp Londra'ya gitme durumum gün yüzüne çıktı. 
Bu süreç benim beynimde uzun süredir yavaş yavaş yerini hazırladığım Sade Yaşam fikrinin takvimini de belirlememe neden oldu. Kendi kendime dedimki, "Neden elimdeki herşeyi değerlendirip Londra'daki yaşamımızın ilk gününden itibaren yaşam tarzımı değiştirmiyorum?"

Zaten halihazırda denklemin tüm bileşenlerinde değişiklik olacakken nesnelerin beni yormasına engel olmak ne güzel bir düşünce. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Yanılıyor muyum?
Peki Sade Yaşam Takvimimde neler var?

1. Fazlalıklardan Kurtuldum
Elbette öncelik eşyalarımızın oldu. Yatak odamızdan başlayarak ve oda oda , kategori kategori ilerleyerek; tüm eşyalarımızı elden geçirdim. Bu elden geçirme işlemi sırasında üç ilkeden yararlandım; bu eşya bana haz veriyor mu , bu eşya bana lazım mı ve lazım olacak mı ve son olarak bu eşyayı başkasına vererek savurganlık yapıyor muyum? 
İlk iki ilke açık ve net sanırım. Üçüncüyü biraz açmak isterim. Sırf eşyalarımızı azaltacağız diye yeni aldığımız ve hatta hiç kullanmadığımız bir şeyi yada herhangi bir eşyamızı vermek; eğer 2 hafta yada 3 ay sonra yeniden gidip yeniden satın alacaksak savurganlıktır. Bir de benim durumumda bir küçük nüans farkı daha var. Eğer ben İngiltere'ye eninde sonunda götürebileceğim sadece zaman konusunda acelem olmayan bir şeyi verirsem de savurganlık yapmış olurum. 
Ama şuna inanabilirsiniz, bu üç ilkeye uyarak tüm fazla eşyalarımı ihtiyaç sahiplerine ulaştırdım ve hala da ulaştırıyorum. 
2. Telefonumu ve bilgisayarımı da elden geçirdim.
Uygulama ve dosya çöplüğüne dönüşmüş akıllı aletlerimi gerçek anlamda sadeleştirdim. Kullanmadığım tüm uygulamaları kaldırdım. Arşivlemem gerekmeyen her dosyayı sildim. Arşivimdeki (harici harddiskte tuttuğum) anı dosyaları ve kişisel evraklar dışındaki herşeyi sildim. 

3. Ev eşyaları ihtiyaç ve kontrol listeleri oluşturdum.
Malum Londra'ya gidince muhtemelen eşyalı bir evde yaşamımıza devam edeceğiz. Mutfaktan tutunda, banyoya kadar almamız gereken bir sürü şey olacak. Bu nedenle sade bir yaşamda bize gerekecek eşyaları kategorilerine göre sayıları ile birlikte kontrol listelerin yazdım ki orada alışveriş yaparken gereksiz hiçbir şeye elimiz gitmesin.
4. Yemek !? işine de el attım ama...
Evet madem sade bir yaşam yediklerimiz de sade ve işlevsel olmalı. Bu kısım Londra'da başlayacak olan düzenlemeler içeriyor tabi ki, ailecek her açıdan sade ve efektif bir mutfak ile tanışacağız gittiğimizde.
5. Egzersiz ve sporu yaşamla harmanlayacağız.
Londra her yanı parklarla dolu. Parklarda uzun yürüyüşler ve eğlenceli geziler planlayarak eve kapalı egzersiz düzenimizi sonlandıracağım yağış olmadığı sürece. 
6. Yeni Alışveriş Mottom : AZ, ÖZ, KALİTELİ, İŞLEVSEL OLAN BENİMDİR.
Sadece moda olan bir şeyi alıp 1-2 kez giyip yada kullanıp bir kenara atmaktan, aynı tarz 3-4 ürün satın alıp kalabalık dolaplara sığamamaktan, paramı yanlış harcadığımı sadece ekstre gelince fark etmekten çok sıkılmışım. Son 2-3 aydır yukarıdaki motto ile alışverişe çıkıyorum ve çok mutluyum.
7. “Armağan Ekonomisi”, “Hediye Çemberi”, “Takas Pazarı” gibi kavramları arkadaşlarıma da öğreteceğim.
Bu terimleri özellikle ben burada anlatmayayım, merak eden incelesin ve ne kadar güzel oluşumlarla karşılaştığına kendisi şaşırsın.
8. Tüm sorumlulukları üzerime almam ve toplumun benden beklediği herşeyi yapmam  gerekmediğini öğrendim. 
Evet ben ne istediğini bilen, 35 yıllık iyi yada kötü- az yada çok bir hayat tecrübesine sahip bir bireyim ve dayatmalardan çok sıkıldım. Sade yaşamımda bu dayatmalara da yer vermemek için çabalayacağıma emin olabilirsiniz.
9. Son olarak sahip olduğum herşey için minnettarım. 
Karmakarışık da yaşasam, sadeliğin dibine de vursam; sahip olduğum sağlığa, mutluluğa, huzura ve insanlara bakıp her gün şunu söyleyebilmeliyim; "ÇOK ŞÜKÜR BUGÜNÜME"
Biraz uzun bir yazı oldu kusura bakmayın.
Sevgiler...

7 Ocak 2017 Cumartesi

Stephenie Meyer : Şu Vampirli Alacakaranlık Serisinin Yazarı Mı?



Evet ta kendisi. Alacakaranlık serisini ilk kitaptan itibaren bir sonraki kitabını heyecanla bekleyerek okudum. Sonra kitabevinin rafinda Göçebe'yi gördüm ve almak için bir an bile tereddüt etmedim, çok da başarılı buldum. Ve... aradan seneler geçtikten sonra kitap fuarında Kimyager'i görünce yine tereddütsüz satın aldım.


 
Çünkü Stephanie Meyer bence iyi bir yazar. Birbiriyle yakından uzaktan alakası olmayan; Alacakaranlık serisi, Göçebe ve Kimyager gibi üç kitabı yazmak her yazarın yapabileceği birşey değil.

Üstelik kitaplarındaki olay örgüsünü, karakterlerle o kadar güzel harmanlıyorki ; kitabın sonuna kadar karakterle bütünleşmenizin yanında kitabı okuduktan sonra da o karakteri yada karakterleri hiç unutmuyorsunuz. 
 

Kimyager'de de Alex (Juliana), Daniel, Kevin ve Einstein'ı unutmak mümkün değil. Üstelik Einstein bir köpek.


Türkiye'de Epsilon Yayınevi tarafından yayımlanan, 590 sayfalık bu sürükleyici kitabı herkese tavsiye ederim. Sevgiler .

3 Eylül 2015 Perşembe

Savaşlar ve Çocuklar Üzerine ...

Dün akşam bir resim ile tüm Dünya'daki bir çok kalp acıdı. Tüm Dünya'daki TÜM kalpler diye yazabilmeyi çok isterdim. Ama böyle olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz.
Vicdan çok farklı bir olgu, bunu büyüyünce öğreniyor insan. Sadece kendinden olana vicdanı varmış gibi yapanları, hiç vicdanı olmayanları ve kalbi sadece vicdandan oluşanları (çok nadir de olsa) gördükçe öğreniyorsunuz.
Ancak savaşlardan çıkarları olanların vicdan olgusuna ihtiyacı yok. Hatta vicdan onların düşmanı. Çünkü vicdanı olanın savaşla işi olmaz.
Savaş ne için, ne uğruna olursa olsun birileri canından, evinden ve hatta benliğinden oluyor.
"Savaşa Hayır" diye çığlıklar atan bir çok kişi var. Ama savaşlar hala var. 2 tane Dünya Savaşı sayılıyor tarih sahnesinde ve her ülkenin özgürlük için, din için yada milliyet için ayrı ayrı bir sürü savaşı sıralanıyor kitaplarda.
Kahramanlardan bahsediliyor, başarılardan bahsediliyor ve elbette bazen yenilgilerden de bahsediliyor. Ama çocuklardan bahseden yok. Nesiller yok olmuş bir çok savaşta; binlerce, yüzbinlerce ve milyonlarca insan yaşamını yitirmiş bazılarında. Sayıların içinde yitip giden masum çocuklar birer rakam sadece.
Tıpkı yatağında uyur gibi karaya vuran Aylan gibi. O da birkaç gün yada hafta sonra bir sayı, bir istatistik olacak.
Tarih kitapları Suriye İç Savaşı'nı anlatacak; yıkılmış evinden, öldürülmüş komşularından ve rahat evlerinde savaşlardan elde ettikleri gelirlerle çocuklarının ekmeğini sağlayanların çok uzağında bir umutla bindikleri botun onları ölüme götürdüğünü hiçbir Tarih kitabı yazmayacak.
Varsın yazmasın. Ancak bu noktada hatırlanması yada yazılması zorunlu olan bir şey varsa o da ; savaşları büyüklerin egolarının çıkardığı , bu savaşlarda ise çocukların öldüğüdür.
Sokakta top oynaması gerekirken, annesinin memesini emmesi gerekirken ve kardeşi ile itişip kakışması gerekirken çocuklar ölüyorsa; bundan sorumlu olanlara göz yumanlar da vicdansızdır.
Azıcık vicdanınız varsa, bu ülkede ve elbette tüm dünyada çocukların ölmemesi için savaş bezirganlarını baş tacı, başbakan, cumhurbaşkanı v.b. yapmayı bırakırsınız.
Bunun başka bir çözümü yoktur.
Barış gelmeli ve çocuklar ölmemeli artık. Yeter...


24 Ağustos 2015 Pazartesi

BODRUM TURGUTREİS TATİLİ VE ÖTESİ

Bir çok arkadaşımın bildiği gibi bu yaz hiç tatile gidesim, yolculuğa çıkasım yoktu. Sağolsun eşimin özellikle beni düşünerek "Gidelim." dediği bu tatile ihtiyacım varmış da haberim yokmuş.

Sanırım insan 2 yıllık birlikteliğin ve 9 yıllık evliliğin ardından birbirinin gizil ihtiyaçlarını bile algılar hale geliyor ki bu beni çok mutlu etti. Hele ki eşimin konuşma arasında "Önemli olan sen istemeden seni tatile götürmeyi akıl etmek. Hem 6 yıldır baş başa tatil yapmadık." diyince daha da mutlu oldum.

Sonuçta 3 gece 4 günlük bir tatil planı ile Bodrum Turgutreis'e gittik. Uçakla yolculuk yaptık ve Bodrum'da da servis ve minibüs kullandık. Böylelikle trafik stresi de yaşamadık.

Ayrıca bir önceki yazımda da belirttiğim gibi ben bu tatil boyunca sosyal medya detoksu yaparak gerçek anlamda dinlendim.


Turgutreis , Bodrum'un merkezine göre daha sakin ve ucuz bir yer. Sahil boyunca marinadan başlayıp koyun ucunda sonlana yürüyüş yolunun ic tarafında once D-Marin ve çarşı ardından sıra sıra oteller ve siteler var; deniz tarafını ise halka açık yada otellere ait plajlar oluşturuyor. Yaklaşık 3 km olan bu yürüyüş yolunun marina ve çarşı tarafında restaurantlar, kafeler ve barlar var.


Bizim gibi temiz ve derin deniz sevenler ve değişik vakit geçirip doğal güzellikleri daha çok görebilmek isteyenler elbette yat turuna çıkarlar. Biz de öyle yaptık ve Turgutreis'ten Güney koyları turuna çıktık. Sıra ile Meteor plaji, Akvaryum koyu, Dilek Mağarası koyu, Develi Koyu ve Aspat Koyu'na uğradığımız yat turumuz çok güzeldi.


Bir günümüzü de elbette Bodrum Kalesi ve Su Altı Medeniyetleri Müzesi'ne ayırdık. Kalenin cok güzel korunup alanlarının çok akıllıca kullanıldığını yazıp sözü resimlere bırakıyorum.


Diğer zamanlarımızı da Turgutreis'te ve otelimizin plajında geçirdik. Otelimizin adı Dragut Point North / South Hotel idi. Temiz ve sakin bir oteldi. Dragut , Avrupalıların Turgutreis'e verdikleri isimmiş. Dragut Point ise Turgutreis'in Malta Seferi'nde donanmayı sakladığı nokta imiş.

Turgutreis çarşıdaki Aybey Dondurma'yı ve marinadaki Codfather Restaurant-barı tavsiye ederim. Çarşamba akşamları Codfather'da Ege sahne alıyormuş ancak biz çarşamba akşamı orada değildik maalesef.

İşte böyle karı koca baş başa tatilimiz böyle sakin ve gerçek anlamda dinlenerek geçti. Darısı tüm tatile gitmek isteyenlerin başına.

Sevgiler . . .


13 Ağustos 2015 Perşembe

Sosyal Medya Detoksu



Detoks kelimesi, toksinlerden arınmak anlamına gelse de günümüzde arınmak istenilen her konuda kullanılıyor. Ben de uzun süreden sonra eşimle çıkacağım 4 günlük bodrum tatilinde Sosyal Medya Detoksu yapmaya karar verdim.

Tatilimizle ilgili paylaşmak istediği ayrıntıları dönüşte buradan paylaşacağım. Böylelikle İnstagram, Tweeter ve Facebook hesaplarım üzerinden kimseyi rahatsız etmemiş olacağım. Aynı zamanda da zihnimi dinlendireceğim.

18.Ağustos.2015 tarihinde görüşmek dileğiyle...

Sevgiler...

11 Ağustos 2015 Salı

Valizimde Neler Var? - Bodrum vol.2

Plaj ve Sırt Çantam

Bugünkü paylaşımım kıyafetler olacak. Takılar ve mayolar yok. Onları paylaşmamanın daha doğru olacağını düşünüyorum.
Yine resimlerle devam edeceğim. Sorunuz yada merak ettiğiniz herhangi bir şey olursa yorum kısmından sorabilirsiniz.
Sevgiler.


Üst grup


Alt grup


Elbiseler


Plaj grubu


Uyku


Terlik ve ayakkabılar


10 Ağustos 2015 Pazartesi

Valizimde Neler var? - Bodrum vol.1

Plaj Çantasında Olması Gerekenler

Tatile giderken her şeyi yanımıza alamıyoruz malesef. Ancak abartmadan bakımlı olmak mümkün.

Plaj çantası ile başlayalım. Uzun uzun yazmama gerek yok, resim zaten gerekli bilgiyi veriyor. Merak ettiğiniz bir şey olursa yorum kısmından sorabilirsiniz.
Sevgiler.

Banyo için gerekenler

Cilt Bakımı Için Gerekenler

Makyaj Için Gerekenler