INGILTERE GUNCESİ - 8

Merhaba,

Uzunca bir aradan sonra en sonunda bir blogum olduğunu hatırladım değil mi?

Uzun Bodrum tatilimizden sonra geri dönüşümüz biraz sıkıntılı oldu malesef. Çünkü oradaki anneanne, dede, kalabalık, ilgi, deniz, havuz, güneş faktörlerinden sonra buradaki sessiz, sakin yaşantımız Mehmet'i açmadı ilk etapta. Yeme-içmeden, uykuya kadar her alanda ekstra sorun yaşadık ve elbette bu sorunlarla tek başımıza yüzleştik. Okulunun başlaması ile önce azaldı, sonra bitti bu problemlerimiz. Şu an farklı sebeplerden kaynaklanan uyku sıkıntısı var ama onu da aşarız yakın süreçte.

Neyse biz yazımıza dönelim.



* Sevdiklerim

1. Okul dönemleri ve tatiller : Bu hafta Mehmet evde, geçen perşembe okula gidip cuma itibariyle 10 günlük dönem ortası tatiline girdiler. Okul üç dönem ve her dönemin ortasında böyle 9-10 günlük esler varki ben bunu hem öğretmenler hem de öğrenciler için çok doğru buldum.

- İlk dönem Sonbahar dönemi: Eylül'ün ilk haftası başlayıp Aralık'ın 3. haftası gibi Christmas zamanı bitiyor. Ekim sonunda ara dönem tatili var.
- İkinci dönem Bahar dönemi:Ocak'ın ilk haftası başlıyor Mart'ın son haftasında Paskalya zamanı bitiyor. Şubat ortasında ara dönem tatili var.
- Üçüncü dönem Yaz dönemi: Nisan'ın 3. haftası başlıyor. Temmuz ortasında bitiyor. Mayıs sonunda ara dönem tatili var.

Yaklaşık 190 gün okula gidiyorlar.



Not: Burada yazdıklarımı sadece işleyişi görün diye yazıyorum. Herhangi bir karşılaştırma yapmıyorum cümlelerden fark ettiyseniz. Çünkü Türkiye'de neyin olup olmayacağını bilecek kadar (13 yıl) öğretmenlik ve öğrencilik (15 yıl) yaptım. :))) Bu nedenle karşılaştırmayı saçma buluyorum, her ülkenin eğitim sistemi kendi öğelerini barındırır.

2. Kırtasiye malzemeleri : Beni tanıyan herkes kırtasiye malzemesi bağımlılığımı bilir. Türkiye'den gelirken o kadar çok dağıttım ki anlatamam. Sadece bir kısmını buraya getirebildim diye üzülürken boşa üzüldüğümü anlamam 1 hafta sürdü. Burası tam bir kırtasiye malzemesi cenneti.


3. Online market alışverişinde poşet geridönüşümü : Geri dönüşüm meraklıları burada çok mutlu olur. Her şeyin geri döünşümü var diyebilirim. Mesela benim market alışverişimin bir kısmını (ağır olanlar) yaptığım OCADO. Uygulaması ile alışveriş yapıyorum zaten çok memnunum da diğer sevdiğim konu ürünleri getirdikleri poşetleri bir sonraki alışverişte geri verdiğinizde sayısı x 5 pence hesabınızdan düşülüyor.

* Sevmediklerim

1. 3 yıllık vize işlemleri : Kasım ayinda 1 yıllık vizemiz bittiğinden bu hafta 3 yıllık vize evraklarımızı teslim edeceğiz. Sonuç gelene kadar pasaportumuz yok. Brexit (İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden çıkışı) ve son 5 yılda (ve 15 Temmuz sonrasında) çok Türkiyeli göçü olduğu için normalde 15-30 günde sonuçlanan vizeler bu yıl 6 ayda sonuçlanıyormuş malesef. MEB'den istifamı vermek için bile gelemeyeceğim gibi görünüyor. (Konsolosluğa istifa verilebiliyor bu arada.)


2. Yok :) Sevmediklerim yazmakta zorlandığımı daha önce de söylemiştim.


* Şaşırdıklarım

1. Vauxhall / Opel : Ben bu konuyu daha önce yazdım sanıyordum yazmamışım. Çünkü çooook şaşırmıştım ilk geldiğimde. Karşıdan bir araba geliyor yada park halinde biliyorumki Opel Astra/Vectra/Meriva/Zafira/Mokka ; bir bakıyorum  logo farklı Vauxhall.




Sebebi ne peki diye sorarsanız benim gibi. Alman markası olan Opel 2. Dünya Savaşı'nda Nazilere tank vs üreterek açık destek verdiği için markanın Birleşik Krallık'ta satılması yasaklanmış. İngilizlerin değişik kafa yapılarının bir sonucu olarak böyle bir sonuç ortaya çıkmış yıllar içinde. Ama herkes de biniyor Vauxhall arabalara yani. 

2. Kilise'de öğle yemeği : Eşim bir akşamüstü işten gelip oturduğunda, öğle yemeğini nerede yediklerini tahmin edemeyeceğimi söyledi. Edemedim de :) Özellikle kapalı alanlarda çalışanlar öğle yemeklerini dışarıdaki her yerde bulunan küçük parklarda , banklarda ve nehir kıyısında yemeği tercih ediyorlar. Eşimle arkadaşı da Southwark Cathedral'inin yakındaki banklarda öğle yemeklerini yerlerken yağmur başlamış. İçeriden çıkan rahip tüm yağmura yakalananları yemeklerini rahatça yemeleri için içerideki sıralara davet etmiş ve yemeklerini içeride yemişler. Hoşgörü ve kibarlık insanlığın anahtarı bence. 


3. Dükkan Çalışanları : Sürekli İngilizlerin ciddiyetlerini dinleyerek bu yaşımıza geldiğimiz için güleryüzlü, kibar ve hatırnaz olmaları beni şaşırtıyor tabi. Ama çok da mutlu oluyorum. Mutlaka hal hatır soruyorlar mesela. AVM yada mağazalarda da "Bir şey sormak ister misiniz?" , "Bana ihtiyacınız var mı?" , "Sizin için ne yapabilirim?" gibi bir küçük ilgiyle hiç rahatsız etmeden birden yok oluveriyorlar. Sorunuzu sorduğunuzda, başka bir dükkanda var olan bir şey olsun diyelim hangi dükkanda ve nerede olduğuna kadar anlatıyorlar. İşlerine ve herkese saygılı bir toplum bu işin sırrı.


Bugünlük de bu kadar. Bir şehirde mutlu yaşayabilmek için onu sevmeniz de gerekir. Ben Londra'yı çok sevdim bu da benim şansım. Sevmeseydim çok zor olurdu. 





Bu arada Sonbaharda çok güzel bu şehir , gerçekten çok güzel. Yağmur anlatıldığı kadar sorun da değil üstelik. Yolculuk düşünenlere tavsiyem olsun. Sonbahar kesinlikle Londra için doğru mevsim. Yeşili bol şehrin sonbahardaki renkleri tablo gibi. 

Sevgiler...










Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fırın Kızmışken : Dolmadan Artan Kabak İçi Değerlendirme ve Beşamelli Tavuk

Maniküre SON !

Fitness ve Pilates :)